|
Adı İsmail
Enver'dir. İstanbul Divanyolu'nda doğdu, Doğumu ile ilgili
olarak Türkçe ve Almanca otobiyografilerinde farklı tarihler
verilmektedir (23 Kasım 1881 Çarşamba, 6 Aralık 1882 Çarşamba).
Ailesi Manastırlı olup babası, önceleri Nâfıa Nezâreti fen
memurluğu yapan, daha sonra surre emini olan sivil paşalık
rütbesine yükselen Ahmed Bey, annesi Ayşe Hanım'dır. Küçük yaşta
gösterdiği aşın İstek sebebiyle henüz üç yaşında iken ibtidâi
mektebine kaydedildi. Ardından Fâtih Mekteb-i İbtidâisi'ne
girdi. Bu okulun ikinci sınıfında iken babasının Manastır
vilâyeti Nâfia fen memurluğuna tayini üzerine öğrenimine bu
şehirde devam ettikten sonra yine aynı yerde askeri rüşdiye ve
askerî idadi tahsilini tamamlayarak Mekteb-i Harbiyye-i
Şâhâne'ye girdi. Daha o sıralarda, yüksek okullarda yaygın olan
II. Abdülhamid aleyhten propagandadan etkilendiği
otobiyografisinden anlaşılan Enver Bey, Mekteb-i Harbiyye-i
Şâhâne'yi dokuzuncu olarak bitirip erkânı harp sınıfı için
ayrılan kırk beş kişilik kontenjan içerisine girmeyi başardı.
Erkânıharp eğitimi sırasında bir defa Yıldız Sarayına
götürülerek sorgulandıysa da hüküm giymedi. Ancak
|
|
|
|
|
 |
|
a |
|
bu
dönemdeki İttihat ve Terakki Cemiyeti faaliyetlerine katılmadığı
kesindir. Sınıf ikincisi olarak okuldan mezun olduktan sonra
1903 yılı Ocak ayında erkânıharp yüzbaşısı rütbesiyle
Manastır'daki 13. Seyyar Topçu Alayı'na tayin edildi. Bu esnada
Bulgar çetelerinin takip ve tenkili için yapılan harekâta
katıldı, 1903 yılı Eylülünde Koçana'da bulunan 20. Piyade
Alayı'nın birinci bölüğüne nakledildi. Nisan 1904 tarihinde
Üsküp'teki 16, Süvari Alayı'nda görevlendirildi. Aynı yılın Ekim
ayında İştip'teki alaya giren Enver Bey iki ay sona "sunûf-i
muhtelife" hizmetini tamamlayarak Manastır'daki karargâhına geri
döndü. Burada erkânıharp dairesinin birinci ve ikinci
şubelerinde yirmi sekiz gün çalıştı. Ardından Manastır Mıntıka-i
Askeriyyesİ Ohri ve Kırçova mıntıkaları müfettişliğine tayin
edildi. 7 Mart 1905'te kolağası oldu. Bu görev sırasında Bulgar,
Rum ve Arnavut çetelerine karşı girişilen askerî harekâtta üstün
başarılar gösterdiğinden dördüncü ve üçüncü Mecidi, dördüncü
Osmani nişanlan ve altın liyakat madalyası ile ödüllendirildi:
13 Eylül 1906 tarihinde binbaşılığa yükseltildi. Bulgar
çeteleri-ne karşı yürüttüğü faaliyet onun üzerinde Milliyetçilik
fikirlerinin etkili olmasında rol oynadı. Bu ay içinde
Selanik'te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ne on ikinci üye
olarak katıldı. Manastır'a dönüşünde cemiyetin buradaki
teşkilatım kurma faaliyetinde bulundu. Bu faaliyetleri, Osmanlı
Hürriyet Cemiyeti ile merkezi Paris'te olan Osmanlı Terakki ve
İttihat Cemiyeti'nin birleşmesi ve ilk örgütün Osmanlı Terakki
ve İttihat Cemiyeti Dahili Merkez-i Umumisi adını almasından
sonra daha yoğun olarak sürdürdü. Terakki ve İttihat Cemiyeti
tarafından başlatılan ihtilal girişimlerine katıldı.
Faaliyetinin ihbar edilmesi üzerine İstanbul'a davet edildi.
Ancak 24 Haziran 1908 akşamı dağa çıkarak ihtilalde öncü rol
oynadı.
Tikveş'teki örgütlenme faaliyetinden sonra 21
Temmuz 1908'de Köprülü'ye geçen Enver Bey, 23 Temmuz 1908
tarihinde II Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı yeniden toplantıya
çağıran iradesi sonrasında Selanik'e giderek bu şehirdeki
kutlamalara katıldı. Dağa çıkan subaylar arasında en kıdemlisi
olduğundan ve Kolağası Niyazi Bey ile beraber en önemli
faaliyeti gerçekleştirdiğinden bir anda "kahraman-ı hürriyet"
haline geldi ve bu tarihten itibaren yeniden Osmanlı İttihat ve
Terakki Cemiyeti adını kullanmaya başlayan örgüt içindeki askeri
kanadın önde gelen isimlerinden biri oldu. 23 Ağustos 1908'de
Rumeli Vilayeti Müfettişliği refakatine verilen Enver Bey, 5
Mart 1909'da 5000 kuruş maaşla Berlin askeri ataşesi olarak
görevlendirildi.
31 Mart Vak'ası üzerine geçici olarak
yurda dönen Enver Bey İstanbul'da Hareket Ordu'-suna katıldıktan
sonra tekrar Berlin'e gitti. 12 Ekim 1910 tarihinde Birinci ve
İkinci Ordu manevralarında hakem olarak görev yapmak üzere
yeniden İstanbul'a geldi ve kısa bir şiire sonra geri döndü.
Mart 1911'de İstanbul'a gelen Enver Bey, 19 Mart 1911'de
Makedonya'daki çete faaliyetlerine karşı alınacak tedbirleri
denetlemek ve bu alanda rapor hazırlamak üzere bölgeye gitti.
Enver Bey dolaştığı Selanik, Üsküp, Manastır, Köprülü
ve
Tikveş'te bir yandan çetelere karşı alınacak tedbirler üzerinde
çalışırken öte yandan İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri
gelenleriyle görüştü. 11 Mayıs 1911 tarihinde İstanbul'a döndü.
15 Mayıs 1911'de Sultan Mehmed Reşad'ın yeğenlerinden Naciye
Sultan ile nişanlandı. 27 Temmuz 1911'de Malisör isyanı
sebebiyle İşkodra'da toplanan İkinci Kolordu'nun erkânıharp
reisi olarak Trieste üzerinden İşkodra'ya gitmek üzere
İstanbul'dan ayrıldı. 29 Temmuz'da ulaştığı İşkodra'da Malisör
isyanının bastırılması, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Arnavut
üyeleriyle olan meselelerinin hallinde önemli rol oynadı. Daha
sonra Berlin'e geçtiyse de İtalyanlar'ın Trablusgarp'a
saldırmaları üzerine yurda döndü.
3 Eylül 1911 tarihinde
Selanik'te yapılan İttihat ve Terakki Cemiyeti merkez-i umumi
toplantısında İtalyanlar'a karşı bir gerilla savaşı yürütmesi
fikrini savunan Enver Bey bu görüşünü diğer örgüt üyelerine de
kabul ettirdi. 8 Ekim 1911'de padişah ve hükümet yetkilileriyle
görüştükten sonra İskenderiye'ye gitmek üzere 10 Ekim 1911'de
İstanbul'dan ayrıldı. Mısır'da ileri gelen Arap liderleriyle
çeşitli temaslar kurup 22 Ekim'de Bingazi'ye hareket etti. Çölü
geçerek 8 Kasımda Tobruk'a ulaştı, l Aralık 1911 'de
Aynülmansûr'da askeri karargahını kurdu. İtalyanlar'a karşı
yapılan muharebe ve gerilla harekatında büyük başarılar elde
etti. 24 Ocak 1912 tarihinde bu görevine ilaveten Bingazi
mutaasarrıflığına tayin edildi. 10 Haziran 1912'de kaymakam
oldu. Kasım 1912 sonlarında Balkan Savaşı'na katılmak üzere
Bingazi'yi terkederek tebdili kıyafetle İskenderiye'ye, oradan
de bir İtalyan gemisiyle Brindisi'ye gitti. Viyana üzerinden
İstanbul'a dönen Enver Bey, l Ocak 1913'te Nazım Paşa ile
görüştü. Harbiye nazırı ile Kamil Paşa'nın istifaya zorlanması
ve yerine savaşa devam edecek bir hükümetin kurulması konusunda
anlaşmaya vardı. Daha sonda bu fikri, Kamil Paşa'nın görevde
kalmasını isteyen Sultan Mehmed Reşad'a da kabul ettirmeye
ça-îıştı.
Enver
Bey ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ileri gelenleri 23 Ocak
1913 tarihinde Bâ-biâli Baskını'nı gerçekleştirdiler. Enver Bey
öncü rol oynadığı bu hükümet darbesinde Kamil Paşa'ya
İstifanamesini imzalattı. Ardından padişahı ziyaret ederek
Mahmud Şevket Paşa'nın sadarete getirilmesini sağladı. 12
Haziran 1913'de Mahmud Şevket Paşa'nın hallinden sonra ülke
yönetimine fiilen el koyan İttihat ve Terakki içindeki askeri
kadronun da lideri haline gelen Enver Bey, hayati kararların
alınmasında etkili oldu. II Balkan Savaşı sırasında 22 Temmuz
1913'te Edirne'ye girişi toplum nezdindeki prestijini daha da
artırdı. 15 Aralık 1913'de Miralay, 3 Ocak 1914'te Mirliva, aynı
tarihte Ahmed İzzet Paşa'nın yerine Harbiye nazırı oldu.
8 Ocak 1914 tarihinde aynı zamanda Erkan-i Harbiye-i Umumiyye
reisliği görevini üstlenen Enver Paşa yeni görevinde büyük bir
gayretle, I. Balkan Savaş'nda bozguna uğrayan Osmanlı ordusunun
yeniden düzenlenmesine çalıştı. II. Abdülhamid dönemin yaşlı
paşalarının tamamına yakın bir kısmı emekli edildi ve genç
subaylar orduda önemli göreve getirildi. Enver Paşa'nın
mahiyetinde çalışmış olan İsmet İnönü ve Kazım Karabekir gibi
subaylar onun bu çabalarının başarılı olduğunu kabul ederler.
Enver Paşa'nın bu düzenlemesi bir anlamda Cumhuriyet'in
kuruluşunda önemli rol oynayan a kadronun da Osmanlı ordu
teşkilatında yükselmesini sağladı. Enver Paşa, Harbiye n
sırasında "enverîye" adı verilen askeri ve aynı adla anılan,
sesli, sessiz harflerin her harfinin ayrı yazılması ile
uygulanan bir yazı gibi yenilikler yaptı. 5 Mart 1914 tarihim
Naciye Sultan ile evlenen Enver Paşa, İttihat i Terakki Cemiyeti
tarafından Almanya ile ittifak anlaşması sağlamak İçin
girişimlerde bulunmak üzere görevlendirildi. Enver Paşa'nın ilk
girişim ve teklifleri Alman İmparatorluğu'nun İstanbul
Büyükelçisi Hans von Wangenheim tarafından reddedildi. Daha
sonra Avusturya-Maceristan yetkililerin de baskıları ile
Wangenheim'ın Şansölye Betmann Hollweg'in itirazlarına neden
olan Kayser II. Wilhelm'in şahsi emriyle Ağustos 1914 tarihli
ittifak anlaşması ile Genel kanaatin aksine, ittifak anlaşması
Almanlar'dan gelmediği gibi bu alanda yanaşmamakta uzun süre
direnen de Alman İmparatorluğu olmuştur. Dolayısıyla Enver
Paşa'nın Osmanlı Devleti'ni bir oldu bitti sı cunda Almanlar'la
ittifak anlaşması imzalat zorladığı tezi doğru değildir; ayrıca
hiç bir büyük Avrupa devleti tarafından ittifaka ne dahil
edilmeyen Osmanlı Devleti'nin Alman ittifakını sağlaması
gerektiği konusunda İttihat ve Terakki liderlerinin tamamı aynı
kaanati taşıyordu.
10 Ağustos 1914 günü Çanakkale önüne
gelen Goeben ve Breslau buharlı Alman savaş gemileri
peşlerindeki İngiliz gemilerinden kaçabilmek için giriş izni
isteyince kendisiyle görüşen Kress von Kressenstein'in talebiyle
Enver Paşa re'sen verdiği bir emirle gemilerin içeri alınmasını
ve eğer takip etmek isterlerse İngiliz gemilerine ateş
açılmasını emretti. Olayları yaşayan bazı subaylar, 22 Ekim
1914'de Enver Paşa'nın Amiral Souchon'a Karadeniz'deki Rus
donanmasına saldırması için şifahi emir verdiğini iddia
etmektedirler. Ancak bu konuda yazılı bir emir 25 Ekim 1914'te
Enver Paşa tarafından amirale gönderilmişti. 29 Ekim 1914 günü
Karadeniz'e manevra gerekçesiyle çıkan Osmanlı donanmasının Rus
Çarlığı liman ve gemilerine saldırısı sonrasında Enver Paşa,
müttefiklerine tazminat ödeyerek tarafsızlığın korunması fikrini
savunan hükümet üyelerine karşı savaşa giriş tezinin en
hararetli savunucusu oldu.
Savaşa girilmesinden sonra
Enver Paşa Harbiye nazırı olarak askeri harekatın yönetimini de
ele aldı. Ancak kendisinin tamamen bir Alman kuklası olup
onların isteklerini yerine getirmeye çalıştığı şeklindeki
görüşler doğru değildir. Bizzat Alman belgeleri, Enver Paşa'nın
çeşitli hususlarda Alman askeri yetkilileriyle çatıştığını
göstermektedir. Enver Paşa'nın I. Dünya savaşı sırasındaki fiili
tek kumandası Kafkas cephesinde olmuştur. 14 Ekim 1918 tarihinde
Talat Paşa kabinesinin istifası ile Enver Paşa'nın da Harbiye
nazırlığı sona erdi ve 1-2 Kasım 1918'de İttihat ve Terakki'nin
diğer yedi lideriyle birlikte Ülkeden ayrıldı.
Enver Paşa
ülkeden ayrılmadan önce Sadrazam Ahmed İzzet Paşa'ya yazdığı
mektupta kullandığı ifadeler, onun Azerbaycan'da müstakil bir
Türk hükümeti kurmaya çalışacağı intibasını uyandırmaktaydı.
Nitekim Kırım'da Berlin'e giden arkadaşlarından ayrılarak amcası
Halil Paşa ve kardeşi Nuri Bey'in denetiminde bulunan
Kafkasya'daki ordu birliklerine ulaşmak üzere oraya hareket
etti. Ancak kayalara bindiren takanın batması sonucunda bunu
gerçekleştiremediği gibi bölgedeki birliklerin etkisiz hale
getirilerek kumanda heyetinin tutuklandığım öğrenince de
Berlin'e gitmeye karar verdi. Nisan 1919'da Berlin'e gidip
Babelsberg semtine yerleşti ve Almanya'da yeniden
teşkilatlanmaya çalışan İttihat ve Terakki'nin faaliyetinde rol
oynadı; ayrıca İngilizler'le de çeşitli pazarlıklarda bulundu,
fakat bu alanda bir anlaşma sağlanamadı. Enver Paşa Talat Paşa
ile birlikte 1919 Ağustos ayı sonunda Bolşevik liderlerinden
Kari Radek'i tutuklu bulunduğu hücresinde ziyaret etti. Radek
İttihat ve Terakki'nin bu iki liderini Moskova'ya davet etti. 10
Ekim 1919 tarihinde Mehmet Ali Sami takma adı ve Rusya'daki Türk
Hilal'i Ahmar temsilcisi bir doktor kimliğiyle uçakla Berlin'den
Moskova'ya hareket eden Enver Paşa, 13 Ekimde Königsberg'e ve 15
Ekim'de Shiaulai'ye (Litvanya) vardı. Daha sonra Abe-li'ye iniş
yapan uçak yolcuları Litvanya yetkilileri tarafından göz altına
alındılar ve Kaunas'sa gönderildiler. Enver Paşa Kaunas'taki
hapishanede iki ay geçirdikten sonra tekrar Berlin'e döndü.
Bu sırada hapisten çıkan Radek'in talebi üzerine bazı
İttihat ve Terakki liderleri Moskova'ya hareket ettiler ve 27
Mayıs 1920 tarihinde burada buluştular. Berlin'de kalan Enver
Paşa'da çeşitli temaslardan sonra Altman adına düzenlenmiş sahte
belgelerle yola çıktı. Ancak bu uçağı yine zorunlu iniş yapınca
tekrar yakalandı ve Riga hapishanesine götürüldü. Burada bir
komünist, bir Alman yahudisi olarak muamele gören Enver Paşa
tekrar serbest bırakıldı. 1920 Ağustos ayının başında üçüncü
defa Berlin'i terk eden Enver Paşa Stettin, Königsberg, Mingskve
Somalengk üzerinden 16 Ağustos tarihinde Moskova'ya ulaştı.
Burada gayet iyi karşılandı ve Kremlin'in büyük duvarına bakan
Sopiskaia Naberezhnaya semtindeki bir konuk evine yerleştirildi.
 |
|
|
 |
|
Enver
Paşa eski ittihatçı arkadaşları ve Orta Asya'dan gelen
temsilcilerle görüştü. Ayrıca Çiçerin, Radek, Zinoiev ve Lenİn
ile görüşmeler yaptı ve Sovyet-Alman temaslarında arabuluculuk
görevini üstlendi. Berlin'den Moskova'ya gelmesinde yardımcı
olan eski arkadaşı Hans von Seect'e yazdığı 25 ve 26 Ağustos
tarihli iki mektuba göre, Troçki ve temsilcisi E.M. Skliansky'le
yaptığı görüşmelerde Anadolu hareketine silah yardımında
bulunulmasını istedi ve söz dahi aldı. îslâm İhtilal Cemiyetleri
İttihadı adında bir örgüt kurdu. Enver Paşa 1-8 Eylül 1920
tarihinde Bakü'de gerçekleşen Doğu Halkları Kongresi'ne Libya,
Tunus, Cezayir ve Fas'ı temsilen katıldı. Ankara hükümeti de
kongrede İbrahim Tali (Öngören) tarafından temsil edildi. Ancak
bu kongre önemli sonuçlar doğurmadı. Sovyetlerin ihtilalci
grupları değil, Mustafa Kemal, Rıza Şah, Çang-Kay-Şek Emanullah
Han gibi tarafsız liderlerin yönetimlerini destekleme kararları
Enver Paşa'nın işini zorlaştırdı.
Ekim 1920
başlarında yeniden Berlin'e döndü ve Lüksgrunewald semtine
yerleşti. Daha sonra İsviçre'ye giden Enver Paşa burada Hakkı
Paşa ile görüşerek Rusya'dan Anadolu'ya askerî yardım göndermek
üzere bir gizli teşkilat kurmaya karar verdi. Komitede H. Von
Seect'in eski yaveri binbaşı Fischer ve Alman harb bakanlığında
askeri teçhizat sorumlusu yüzbaşı Kress'de bulunmaktaydı. Ancak
Moskova'dan gerekli maddi yardım sağlanamadı. Halil Paşa'mn
Enver Paşa'ya yazdığı 4 Kasım 1920 tarihli mektuba göre bu
alandaki yeni taleplerde Karahan tarafından reddedildi. Enver
Paşa 1921 Şubat! ı sonunda yeniden Moskovaya gitti ve burada
Çiçerin ve yeni Ankara hükümeti temsilcisi Bekir Sami Bey'le
çeşitli görüşmeler yaptı. 16 Temmuz 1921'de Mustafa Kemal
Paşa'ya uzun bir mektup yazarak kendisinin faaliyetleri
hakkındaki şikayetleri ve Anadolu Hareketine el koyma
iddialarına karşı çıktı. 30 Temmuz'da Ankara'ya yönelik Yunan
saldırısı başladığında Enver Paşa diğer İttihatçı liderlerle
birlikte Anadolu'ya geçme fikriyle Batum'a gitti. Bu sırada
Trabzon'daki Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'de onu destekliyordu. 5
Eylül'de burada yapılan ve Halk Şuralar Fırkası Toplantısı
olarak ilan edilen İttihatçı toplantısında Ankara'daki
T.B.M.M.'ne İttihatçı sürgünlerle soğuk ilişkilerin sona
erdirilmesi içinde başvuruda bulunması kararlaştırıldı. Ancak
Sakarya zaferi Enver Paşa'nın planlarının bir defa daha
bütünüyle değişmesine yo! açtı. Baku'yu terk eden Enver Paşa
Tiflis. Aşkabat ve Merv'e uğradıktan sonda Ekim 1921 tarihinde
kendisine refakat eden Teşkilat-ı Mahsusa eski liderlerinden
Kuşçubaşı Hacı Sami ve diğer bazı İttihattçılarla birlikte
Buhara'ya gitti.
8 Kasımda Türk subaylarla birlikte
tekrar yola çıktı ve 19 Kasım'da Akbulağ, 21 Kasım'da Başçardak
kışlağında ve 24 Kasım'da Gurgantepe'ye ulaştı. Burada Cedidci
Alehytarı Lakay İsmalil Bey'in esiri durumuna geldi. Şubat 1922
sonunda buradan kurtulan Enver Paşa Ruslara karşı savaşan
Basmacıları örgütlemek için tekrar Duşanbe ilerisindeki
kışlaklara gitti. 24 Temmuz'da Rusların Duşanbe'yi alması
üzerine geri çekilerek Satılmış Kışlağına vardı. Buradan
Belcuvan bölgesindeki Âbıderyâ köyüne geçti ve son karartı;
burada kurdu. 4 Ağustos 1922'de karargahta düzenlenen Kurban
Bayramı töreninde mahiyetinde kalan askerlerle bayramlaşırken
ani bir Rus baskınına uğradı; yanındaki otuza yakın atlıyla
yöneldiği Çegan tepesi mevkiinde giriştiği çarpışmada ön safta
vuruşurken öldürüldü.
Enver Paşa'nın eşyaları müfreze
kumandanı Kulikof tarafından Taşkent'e gönderildi. Buradan daha
sonra Moskova'daki askeri müzeye nakledildi. Cenazesi Âbıderyâ
köyünde toprağa verildi.
Enver
Paşa'nın siyasi ve askeri kariyeri hakkında değişik ve
birbiriyle çelişen yorumlar yapılmıştır. 1908 ihtilalinde
oynadığı rol, Trablusgarp Harb'indeki başarıları sebebiyle
kamuoyunda büyük prestij kazanan Enver Bey'in aleyhine Mondros
Mütearekesi'nin ardından bir kampanya başlatılmış, 1922
sonrasında ise yeni rejim Enver Paşa ve arkadaşlarını gereksiz
yere l. Dünya Savaşı'na girilmesinden sorumlu tutmuş, mütareke
dönemi faaliyetleride bir maceracı olarak yorumlanmıştır.
Belirli dönemlerde leyhine ve aleyhine yoğun yayın yapılmalısı,
Enver Paşa hakkında ojektif bir değerlendirilme yapılmasını
güçleştiren temel sebep olmuştur.
Yetiştirdiği dönemin
Osmanlı zabitanı içinde kendini geliştiren Enver Paşa
Makedonya'daki çete savaşlarında gösterdiği başarılarla
sivrilmiştir. 1908 hareketinde öncü rolü onu halk kahramanı
mertebesine getirdiği gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki
durumunu da güçlendirmiş, 1913 Babıali Baskınından itibaren
gerek bu örgütün askeri kanadının gerekse Teşkilat-ı Mahsusa'nın
lideri haline gelmiştir. ş Bu dönemde kendi kaleminden çıkan
mektuplar, Enver Paşa'nın Fransızca ve Almancayı iyi düzeyde
kullanabilen ve batı düşünürlerin kitaplarını okuyan bir kişi
olduğunu göstermektedir. Enver Paşa'nın l. Dünya savaşına
girilme-sindeki sorumluğu ve rolü ise son dönemlerinde
yayımlanan Alman ve Avusturya belgelerinden anlaşıldığına göre
daha ziyade Goeben ve Bresleu zırhlılarının boğazlardan
geçirilmesi ve Rus limanlarının bombardımanı emrinin verilmesi
çevresinde şekillenmektedir. Onun Mütareke sırasındaki
faaliyetleri ise özellikle son dönemlerde yayımlanan belgelerin
ışığı altında şahsi girişimler olmaktan ziyade İttihat ve
Terakki kadrosunun faaliyetleri olarak değerlendirilmelidir.
Ancak Enver Paşa'nın maceracılık boyutlarına varan hareketleri
konusunda yorumda bulunulurken içinde yaşadığı çağın da bir
macera çağı olduğu hesaba katılmalıdır.
|